DİN
1.4.2024 18:55

İslam Gariptir ve Gariplerindir

Mehmet Ali Kaya
Mehmet ALİ KAYA
İslam Gariptir ve Gariplerindir

İslam’ın başlangıcında Peygamberimiz (asm) ve sahabeler böyle garip oldukları gibi, İslam’ın güçlü olduğu zamanlarda da “Emr-i Bil’l-Ma’ruf ve Nehy-i Ani’l-Münkeri” yapanlar da toplumda garip karşılanırlar ve dışlanırlar. Bu sebeple Allah korkusu ile yaşayan ve dini koruyanlar yine gariplerdir.

Peygamberimiz (asm) “İslam garip başladı, başladığı gibi garip hale dönecektir. Ne mutlu o gariplere!” (Müslim, İman, 232.) buyurmuştur. Garip toplum içinde yalnız kalanlara denir. Onlar toplumun seçkinleri, akıllıları ve Allah’tan korkanlarıdır. Bid’a ve dalaletten, günahlardan ve Allah’tan korkmayan günahkâr insanlardan uzak durdukları ve onları ikaz ettikleri için yalnız bırakılan ve kendileri ile alay edilip dalga geçilen kimselerdir.

İslam’ın başlangıcında Peygamberimiz (asm) ve sahabeler böyle garip oldukları gibi, İslam’ın güçlü olduğu zamanlarda da “Emr-i Bil’l-Ma’ruf ve Nehy-i Ani’l-Münkeri” yapanlar da toplumda garip karşılanırlar ve dışlanırlar. Bu sebeple Allah korkusu ile yaşayan ve dini koruyanlar yine gariplerdir.

Bu hadis-i şerif, “İslam garip olarak zuhur etti, ileride tekrar garip olarak zuhur edecek” manasındadır. Hadiste geçen “Fe-tuba” “Ne mutlu!” kelimesi korkutmak için değil, müjde içindir. Çünkü onlar, Sabikunlar, yani, İslam’ı ilk yayan bahtiyar kimseler gibidirler. Peygamberimiz (asm) onlar için “Ne mutlu o garip, mü'minlere ki, insanların benden sonra bozdukları sünnetimi ıslah ederler” (Tirmizi, İman, 13.) buyurarak övmüştür. Nitekim Peygamberimiz (asm) Gariplerin kim olduğunu soran Abdullah bin Mesud'a, Peygamberimiz, “Kabilelerinden dinleri için ayrılıp uzaklaşanlardır” (Müslim, İman, 232.) buyurmuştur. Bid'aların ve dalaletlerin istilası zamanında Sünnet-i Seniyeye ve hakikat-ı Kur'aniyeye temessük edip hizmet eden, yüz şehit sevabını kazanabilir. Peygamberimizin (asm) bu manadaki hadis-i şerifi de bu garipler içindir. (Kadı Iyaz, Şifa-i Şerif, 1:27.)

İmam-ı Rabbani (ra) bu hadis-i şerifi yazdıktan sonra der ki: “Ekber Şah zamanında Müslümanlar o kadar garip olmuştu ki, kafirler açıktan Müslümanlar kötülüyor ve İslam’ın pek çok emirlerinin yapılmasını yasaklıyorlardı” demiştir. Tarih boyunca böyle devirler gelmiş ve o zaman “Sünnet-i Seniyye”yi ihya eden mücedditler yöneticilerin zulmüne maruz kalarak pek çok mihnetler çekmişler ve zulüm görmüşlerdir.

“Şeriatın tervci, milletlerin te’yididir.” Bediüzzaman “Din hayatın hayatı hem nuru hem esası, ihyay-ı dinle olur, bu milletin ihyası” buyurarak milletin ihyası ve terakkisi dinin ihyası ile olduğu, bozulması da dinin bozulması ile olduğunu belirtir. Şeriatın paklığı ve temizliği hükümet ve devlet reislerine bağlıdır. Bunun için halkın eğitimi ve dinin korunması için yöneticilerin adaletine ve “Din ve Vicdan Hürriyeti”nin korunmasına bağlıdır.

Ömer Nasuhi Bilmen “İslam küfür ve zulmet karanlığı içinde doğdu. Bu nurdan istifade edenler bidayeten azdılar, gittikçe çoğaldılar. Nihayetinde de böyle hayırlı ve tahavvülün vücuda gelmesi eltaf-ı ilâhiden me’muldür” (500 Hadis, H. No:62.) demektedir.

Ayrıca hadis-i şerifteki “garip” lafzı “eşi benzeri az bulunan” anlamındadır. Bu sebeple Mevlânâ güneş için “garip” kelimesini kullanır. Güneş yıldızlar içinde eşi ve benzeri olmadığı için gariptir. İslâmiyet de diğer dinler arasında eşi ve benzeri olmadığı ve mükemmel olduğu için cahil insanlar tarafından garip garip karşılanmıştır. Bu sebeple garip çıkmış ve eşi benzeri olmadık bir şekilde çıkmış ve sonuçta eşi ve benzeri olmadık şekilde de devrini tamamlayacaktır. Demek ki sonunda parlak bir “İslam Medeniyetinin” hakimiyeti olacak demektir. “Dönmek” ifadesi pergel için kullanılır ve bir çember çizer. Çember de merkezden eşit uzaklıktaki noktaların birleşmesidir. Nitekim yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlayacaktır” (Tevbe, 9:32; Saf, 61:8.) buyurur.

Peygamberimiz (asm) hicretin 10. yılında Arafat’ta Cuma günü Peygamberimiz (asm) bir hutbe irad ediyor. Buna “Veda Hutbesi” denildi. Bu hutbenin okunduğu mevsim bahardı ve gece gündüz müsavi idi. Hutbeden sonra kendisine sunulan bir bardak suyu içti ve oruçlu olmadığını gösterdi. Arafat’ta olduğu için öğle ve ikindi namazını cem ederek ashabına kıldırdı. Namazdan sonra “Bugün dininizi kemâle erdirdim. Nimetimi üzerinizde tamamladım. Ve sizin için İslam dininden razı oldum” (Maide, 5:3.) ayeti nazil oldu ve dinin tamamlandığını ifade etti. Peygamberimiz (asm) bu ayetin nazil olmasından seksen gün sonra vefat etmiştir.

Bu ayeti dinleyen Yahudilerden birisi “Bize böyle bir ayet inmiş olsaydı biz o günü bayram ilan ederdik” deyince Hz. Ömer (ra) “O ayet zaten Arife günü nazil olmuştur” buyurdular ve o günün “Kemal günü” “Tamam Günü” olarak isimlendirdi. O gün başlayan İslam devri yine sonunda benzer şekilde son bulacaktır. O gün 120 bin sahabe yerine 120 bin evliyanın bulunduğu bir gün olacaktır.

Peygamberimiz (asm) “Ümmetim yağmura benzer; önü mü hayırlıdır, sonu mu hayırlıdır bilinmez” (Tirmizi, Edeb, 81.) buyurdular. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Evet, ümitvar olunuz, şu istikbal ınkılabı içinde en yüksek gür sadâ, İslam’ın sadası olacaktır” (Sünunat, Rüyada Bir Hitabe, s.62.) buyurarak bunu ifade ettiler.

İnşallah tüm İslam Devletlerinin hürriyetçi demokraside ittifak ederek Başkanlarının toplandığı bir “Hacc-ı Ekber” bu vazifeyi ifa edebilir.

Youtube Kanalıma Abone Olun!

Düzenli olarak paylaştığımız videoları kaçırmayın.

Abone Ol