
Hayatta asıl olan sıhhattir. Hastalık arızî ve geçici bir durumdur. Peygamberimiz (sav) “Sizler hastalığı istemeyin ve tedbir alın. Sizler hastalığı istemezseniz, hastalık da sizi istemez” buyurmaktadır. İnsan gerek dünyevi faaliyetlerini gerekse uhrevi ibadetlerini ancak sıhhat ve afiyet içinde yapabilir. Sıhhat ve afiyet insana Allah’ın en büyük nimeti ve ihsanıdır.
Hayatta asıl olan sıhhattir. Hastalık arızî ve geçici bir durumdur. Peygamberimiz (sav) “Sizler hastalığı istemeyin ve tedbir alın. Sizler hastalığı istemezseniz, hastalık da sizi istemez” buyurmaktadır. İnsan gerek dünyevi faaliyetlerini gerekse uhrevi ibadetlerini ancak sıhhat ve afiyet içinde yapabilir. Sıhhat ve afiyet insana Allah’ın en büyük nimeti ve ihsanıdır. Bu nedenle peygamberimiz (sav) Allah’tan sıhhat, afiyet ve güzel ahlak istemiş, sahabelerine ve ümmetine “Allahım! Senden sıhhat, afiyet ve güzel ahlak isterim diye dua ediniz” ferman buyurmuşlardır.
Hz. Eyub (as) hastalıkla imtihan edilen bir peygamberdir. Yedi sene en ağır hastalığa maruz kaldığı halde sabrederek asla Allah’a şikâyette bulunmamış ve Allah’tan gelen bu hastalığa sabır ve şükürle mukabele etmiştir. Bu nedenle yüce Allah ona hastalığın acısını hissettirmemiştir. Bir gün yaralarından düşen bir kurdu yerden alıp bedenine koyunca büyük bir acı hisseder. Sebebini sorunca yüce Allah “Onu sen istedin” buyurarak cevap vermiştir. Bu nedenle hastalık Allah’tan gelirse ve kişi sabreder ve şükrederse mükâfatını alır. Şayet hastalığına tedbirsizliği ile kendisi sebep olursa cezasını çeker. Aynı şey trafik kazaları için de geçerlidir. Kişi kurallara uyduğu halde kaza yaparsa manevi şehit olur ve mükâfatını alır, kuralları ihlal ettiği için kazaya sebep olursa katil olur ve cezasını çeker.
Peygamberimiz (sav) devamlı camiye gelen bir sahabenin birkaç gün gelmediğini görünce merak ederek neden gelmediğini sorar. Sahabeler “o ağır hastadır, bu nedenle gelememektedir” derler. Bunun üzerine peygamberimiz (sav) onun ziyaretine gider. Sabır tavsiyesinden sonra hastalığının sebebini sorar. Sahabe de “Ben Allah’a dua ettim. Bana ahirette vereceği cezayı dünyada çekmek istediğimi söyledim. Bana bu hastalık verildi” diyince Peygamberimiz (sav) “Siz yanlış dua etmişsiniz. Allah insanı hem dünyada hem ahirette af ve afiyette yaşatmaya kadirdir. Siz Allah’tan hem dünyada hem ahirette af ve afiyet isteyiniz” buyurdu. Bunun üzerine peygamberimizi destekleyen “Rabbimiz bize dünyada iyilik ver, ahirette iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru!” (Bakara, 2:201) ayeti nazil oldu.
1. Hastalığı da Şifayı da Veren Allah’tır
Hz. Musa (as) hasta oldu. Üç günden sonra yüce Allah’a niyazda bulundu. “Ya Rab! Ben ibadetimi yapmaktan aciz oldum” buyurdu. Yüce Allah ona tedavi olması için hekime gitmesini ve tavsiye ettiği ilacı kullanmasını söyledi. Musa (as) denileni yaptı, ilacı henüz bitmeden şifa buldu. Aradan bir müddet geçince yine aynı hastalığa yakalandı. Kalan ilacı kullandı bitirdi ama şifa bulmadı. Bu defa yine münacatta bulundu. “Ya Rab! Yine aynı hastalığa yakalandım, hekimin verdiği ilacı kullandım ama şifa bulmadım” dedi. Yüce Allah buyurdu: “Ya Musa! Şifayı veren benim. Sen ise ilaçta şifa aradın” dedi. Musa (as) “Ya Rab! Madem şifayı veren sensin neden beni hekime gönderdin?” dedi. Yüce Allah buyurdu: “Ya Musa o benim hikmetimdir. Ben hekimin rızkını o şekilde vermekteyim” buyurdu.
2. Hastalık Ya Günaha Kefarettir Veya Dereceleri Artırır
Peygamberimiz (sav) “Mü’min daima kazançtadır. Başına bir musibet gelir sabreder o onun için hayırdır. Allah kendisine bir nimet verir şükreden o da onun için hayırdır” buyurmuşlardır. Yine “Bazı günahlar vardır ki bu günahın kefareti kişinin çoluk çocuğunun rızkını helal yoldan kazanırken çektiği sıkıntı ve musibetlerdir. Kişi çektiği sıkıntı ve musibetlerle Allah katında derece kazanır ve makbul bir kul olur” buyurmuşlardır.
Peygamberimiz (sav) bir hadislerinde “Ağaçların yaprakları nasıl dökülürse sıtmanın titremesinden günahlar da öyle dökülür” buyurarak hastalık ağırlığına göre kişinin günahlarına kefaret olduğunu haber vermiştir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Hastalar Risalesi” isimli eserinde hastalığın yirmi beş faydasını sayar ve “Bazı sabırlı ve şakir hastaların bir saat hastalığı bir gün ve bazen bir sene ibadet kadar ona kazanç sağlar” der.
3. Bedenimiz Allah’ın Emanetidir Korumak Vazifemizdir
Yüce Allah bedenimizin yaratıcısı ve gerçek sahibidir. Bedenimizi ve ruhumuzu bize korumak üzere emaneten vermiştir. Bizler Allah’ın bize verdiği ruh, beden ve zamanımızı aklımızla iyi bir şekilde kullanarak hem dünya hem ahiret saadetini kazanırız. Bu nedenle sermayemiz olan bedeni sıhhatli, aklımızı doğru yolda ve ruhumuzu istikamet üzere korumakla yükümlüyüz. Bunlara verdiğimiz zarardan sorumluyuz. Bu nedenle aklımızı faydalı bilgilerle, bedenimizi sağlık ve sıhhat üzere, ruhumuzu da her türlü ruhsal hastalıklardan korumalıyız ki onlardan fayda görelim ve emaneti hakiki sahibine sağlam teslim edelim.
En büyük musibet ve hastalık dine gelen musibettir. Yani aklımızı ve ruhumuzu hasta ederek batıl itikat ve yanlış fikirlere kapılmamızdır. Bu nedenle öncelikli olarak sağlam bir itikat ve inanç elde etmemiz gerekir. Kişi inandığı gibidir. Zira inanç düşünceyi, düşünce de amelleri etkiler. Sonra sağlam bilgilerle aklımızı geliştirmeliyiz. Sağlam inanç ve doğru bilgilerle yapılan ameller ancak bizlere fayda verir ve Allah’ın rızası bu şekilde kazanılır.
4. Güçlü Mü’min Zayıf Mü’minden Daha Hayırlıdır
Peygamberimiz (sav) “Güçlü mü’min zayıf mü’minden daha hayırlıdır” buyurmuşlardır. Güç ise insanın sağlam itikat, doğru bilgi, sıhhatli bir vücut, helal kazanç ve her bakımdan zengin olmasıdır. İnsanların ellerindekine muhtaç olmak kişinin şeref ve haysiyetini düşürür. İnsanların ihtiyaçlarını gidermek ise kişinin izzet ve şerefini artırır. Bu nedenle peygamberimiz (sav) “Veren el alan elden daha hayırlıdır” buyurmuşlardır.
Allah’ın sevgili kulları insanların ihtiyaçlarını kendisine arz ederek giderilmesini isteyen ve onların ihtiyaçlarını gideren ve insanlara faydalı olan insandır. Bu nedenle peygamberimiz (sav) “İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır” buyurmuşlardır.
Bir insanın başkasına yük olması kadar onun şahsiyetini rencide eden ve aşağılanan bir durum yoktur. Bilhassa kişinin minnet altında kalması onun aklına ve bedenine zarar verir. Fikrini şaşırtır. Bu sebeple peygamberimiz (sav) “Ya Rab beni fasık ve facirlere muhtaç ederek minnet altında bırakma” diye dua etmiştir. Çünkü fasık ve facirler ancak birine yaptıkları iyiliğin karşılığını almak ve insanı minnet altında bırakmak isterler. Şahsiyetli insan ise yaptığı iyilik ve yardımı Allah için yapar, sonradan kötülük de görse bunu iyiliğinin Allah katında makbul olmasının alameti sayar ve asla karşılık beklemez.
Kişinin ruhuna en büyük zarar veren şey azarlanmak, aşağılanmak ve değer verilmemektir. Değer verin ki değerli olasınız, verin ve yardımcı olun ki insanlar sizden fayda görsünler. Peygamberimiz (sav) “Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına da yapmayın” ferman etmişlerdir. Bu prensip felsefecilerin “Ahlak Felsefesini” oluşturmuştur.
5. Bedeni Tahrip Eden Şeylerden Korunmak Emredilmiştir
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Nefislerinizi tehlikeye atarak öldürmeyiniz” (Nisa, 4:29) ferman eder. Kişinin kendisine zarar verecek şeyleri yapması yasaklanmıştır. Askerde en büyük eğitim tehlikelerden korunma eğitimidir. İş yerinde en önemli olan şey tehlikelerden korunmaktır. İntihar etmek yasaktır.
Yine “Ey inananlar! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın” (Hucurat, 49:11) ferman etmiştir. Alay etmek, aşağılayıcı lakaplar takmak kişinin ruhunu rencide eder, ruh ise bedene tesir eder ve onun bedenini de tahrip eder.
Bu nedenle insanın bedenine zarar veren sigara, içki ve uyuşturucu yasaklanmıştır. Peygamberimiz (sav) “Kim dünyada bedenine işkence yaparak tahrip ederse ahirette o şekilde azaba uğrar” buyurmuşlardır.
6. Daima İnsanlara Kolaylık Göstermelidir
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Allah sizin için kolaylık diler zorluk dilemez” (Bakara, 2:185) ferman etmiştir. Öyle ise insan kendisine kolaylık gösterecek ve yaşamayı kolaylaştıracak şeyleri yapmalıdır. Teknik ve teknolojinin gelişmesi bu kolaylığa yönelmenin sonucudur.
Peygamberimiz (sav) tebliğ amaçlı gönderdiği sahabelerine daima “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin” ferman etmiştir. Kendisi de daima bir işin kolay yönü varsa asla zora yönelmezdi. İnsanlara kolaylık göstermek ve işi kolay kılmak peygamberimizin (sav) âdetiydi. Bu da kişinin akıl ve beden sağlığını artırır.
Sonuç
Sonuç olarak yüce Allah kıyamette her kulunu beş konuda hesaba çekecektir. Bundan ne mü’min ve ne de kâfir kendisini kurtaramayacaktır. Peygamberimiz (sav) kıyamette her insana “Gençliğinde ne yaptığı, İlim öğrenip öğrenmediği, öğrendiği ilimle amel edip etmediği, malının nereden kazandığı ve nereye harcadığı sorulacaktır” buyurmuştur. Öyle ise peygamberimizin (sav) şu öğüdüne kulak verelim: “Ölümden önce hayatın, hastalıktan önce sıhhatin, meşguliyetten önce boş vaktin, fakirlikten önce zenginliğin, ihtiyarlıktan önce gençliğin kıymetini bilin ve değerlendirin.”