
İnsanda kalp denen manevi bir duygu vardır ve bu devamlı değişim halindedir. Bunun için Peygamberimiz (asm) “Kalpleri değiştiren Allahım! Benim kalbimi İslam üzere sabit kıl!” (Tirmizi, Kader, 7; Müsned-i Ahmed, 2:418. diye dua etmiş ve bize de böyle dua etmeyi tavsiye etmiştir.
Toplumda, ailede, kurumda ve insanın olduğu her yerde problem vardır. Çünkü insan duyguları olan ve devamlı değişim gösteren bir varlıktır. İnsanda kalp denen manevi bir duygu vardır ve bu devamlı değişim halindedir. Bunun için Peygamberimiz (asm) “Kalpleri değiştiren Allahım! Benim kalbimi İslam üzere sabit kıl!” (Tirmizi, Kader, 7; Müsned-i Ahmed, 2:418. diye dua etmiş ve bize de böyle dua etmeyi tavsiye etmiştir.
Problemin olduğu yerde sessiz kalmak o problemin bir parçası olmak demektir. İnsan ya problemin bir parçası olacaktır veya çözüm için bir şeyler yapacak ve çözümün bir parçası olacaktır. Peygamberimiz (asm) “Kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Eliyle değiştirmeye gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse en azından kalben karşı koysun.” (Müslim, İman, 78; İbn-i Mace, Fiten, 20; Tirmizî, Fiten, 11; Nesai, İman, 17.) buyurarak problemin olduğu yerde çözüm için elinden gelenin yapılmasını istemiştir.
Problem toplumu etkileyen bir mesele ise meşru şekilde bir araya gelen insanların asayişi ihlal etmeden ve yeni problemlere yer açmadan toplu şekilde tepki vermesi gerekir. Çünkü, birlikten kuvvet doğar. Toplumun kötülüklere karşı duyarlı olmadığı ve tepki vermediği ortamlarda problemler artarak devam eder. Bu konuda devletin emniyet güçlerine yardımcı olması her vatandaşın görevidir.
Müslüman gördüğü kötülükler karşısında “Neme lazım!” diyerek kayıtsız kalamaz. Zira Kur’an-ı Kerim “Sizden hayra çağıran, marufu emreden, münkerden vazgeçirmeye çalışan bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir” (Ali İmrân, 3:104.) buyurur. Bu ayette yüce Allah “bir topluluk bulunsun” buyurarak topluma havale etmiştir. Peygamberimiz (asm) “Bana hayat bahşeden Allah'a yemin ederim ki, siz ya iyiliği emreder kötülükten alıkoyarsınız ya da Allah kendi katından sizin üzerinize bir azap gönderir. O zaman dua edersiniz fakat duanız kabul edilmez” (Ebû Dâvûd, Melâhim, 16; Tirmizî, Fiten, 9; İbn Hanbel, 5: 388.) buyurarak kötülüklere ve yanlışlıklara karşı toplu olarak mücadele etmek gerektiğini haber vererek bizi uyarmıştır.
İslâm bilginleri, bir şeyden korkarak kötülüğe engel olmamanın âdeta o kötülüğü kabul etmek ve ona katılmak anlamına geldiğini; asıl korkunun Allah'tan korkmak olduğunu, iyiliği emretmek ve kötülüğü engellemek görevinin eceli yaklaştırmadığını ve rızkı kesmediğini; ancak göz göre göre gücümüzün yetmediği belâlara karşı direnmenin de câiz olmadığını söylemişlerdir. (Kenzü'l Ummâl, 2: 141.)
Demokratik toplum, örgütlü toplumdur. Tek başına mücadele etmek yerine bir grup ve cemaat şeklinde örgütlü olarak mücadele etmek ve kötülüklere karşı örgüt kurmak hürriyetçi demokrasinin gereğidir. Çözüm için “şeffaflık, katılım, verimlilik” kavramlarını hayata geçirmek gerekir. Çözüm sözle değil eylemle, fiille gerçekleşir. Bizler çoğu zaman sözle müdahale ederiz, ama iş çözüme gelince kimse taşın altına elini koymak istemez, çözümü hep başkasından bekleriz. Bu sebeple de çözüme odaklı bir toplum olamıyoruz.
Malum yapmak yıkmaktan çok zordur. Bu sebeple yıkıcılar ve bozucular daha etkin gibi görünürler. Yapıcı olmak, bir şeyleri yapmak çaba, gayret ve faaliyet gerektirir. Gerçekten çözüm istiyorsanız, kötülüklerin, yanlışlıkların önlenmesi için çaba sarfetmeniz ve harekete geçmeniz gerekir. Bu işler “gibi görünmekle” olmaz. Çözümün bir parçası olmak hayatın ve faaliyetin bir parçası olmak demektir. Zira hayat faaliyet ve harekettir. Harekete geçmiyorsanız hiçbir şey yapmıyorsunuz, oturduğunuz yerden mırıldanıyorsunuz demektir.
Problemleri görmek ve dile getirmek herkesin yapacağı iştir ve buna “şikayet” denir. Problemlerden şikayet etmekle, devamlı problemi dile getirmekle hiçbir şeyi çözmüş olamayız. Çözümün bir parçası olmak ve problemleri çözmek istiyorsanız düşüncelerinizi probleme değil, çözüme yöneltmeniz ve çareleri düşünmeniz ve bunun için harekete geçmeniz gerekir. Düşünmek çözüm üretmektir. Ürettiğiniz çözüm de ancak faaliyete geçmekle aktif hale gelir ve probleme çare olur. Hayatımızdan ve toplumdan olumsuz, menfi şeyleri çıkarmak ve iyi şeyler yapmak, hayat kalitesini artırmak ancak faaliyete geçmek ve üstün gayretle mümkündür. Çözüm için bir araya gelen insanların oluşturacağı sinerji çözüm getirir. Malum dağınık ışıklar yalnız eşyayı ve problemi gösterdiği halde, bir araya gelen ve yoğunlaşan ışık dalgası olan “Lazer” ışınları problemi ortadan kaldırdığı gibi çözüm için bir araya gelen ve faal olan bir toplum problemleri çözebilir.
İnsan zihni çözüme neye odaklanırsa ona göre çözüm üretir. Düşünmek gerçekte bir dizi soruyu cevaplandırma ve çare bulma faaliyetidir. Ancak bulunan çareler yine faaliyete geçerek problemi ortadan kaldırabilirler. Faaliyet olmadan hiçbir şey olmaz. Bunun için atalarımız “İlim, amelsiz fayda vermez” demişlerdir.
Çözüm için en küçüğünden başlamak gerekir. Küçüğü ihmal ederseniz büyüğünü düzeltemezsiniz. Din bilginleri “Günahların, hataların küçüklüğüne bakarak küçük görmeyiniz, kime karşı yapıldığına bakınız” demişlerdir. Yine Peygamberimiz (asm) “Tövbe, istiğfarla karşılanan büyük günah artık büyük değildir. Israrla sürekli yapılan küçük günah da küçük kalmaz, büyür.” (Taberi, 8:245; İbn Ebi Hatim, 3:934; Suyutî, Dürrü’l-Mensur, 2:500; Beyhakî, Şuabu’l-İman, 5:456.) buyurmuşlardır.
ABD’de bir eyalette suçlar azalmıyor ve suçlular artıyormuş… Yöneticiler ve emniyet güçleri çare bulma konusunda aciz kalmışlar. Sonuçta bir emniyet amiri “Ben bu işi çözerim” der ve araştırmaya başlar. Bir metruk binanın camına taş atarak bir penceresini kırmış. Ertesi gün bakmış ki binanın bütün camları kırılmış. İkinci günü terk edilmiş bir taksinin dikiz aynasını kırmış. Bir gün sonra bakmış ki aracı yağmalamışlar. Üçüncü günü parkta boş bir yere bir iki poşet çöp bırakmış. Ertesi günü gelmiş bakmış ki orası çöplük haline gelmiş… Polis merkezine giderek polisleri toplamış ve onlara durumu anlatmış ve demiş ki: “Binanın kırılan camı hemen yenilenmiş olsaydı diğer camlar kırılmayacaktı. Arabanın dikiz aynası tamir edilseydi araba yağmalanmayacaktı. Parkta boş yere atılan çöp hemen kaldırılmış olsaydı orası çöplük olmayacaktı. Öyle ise büyük suçlar ve suçlulardan önce en küçüklerinden işe başlamamız gerekir. Sizler önce bariyerleri atlayarak metroya bedava binmeye çalışanları yakalayın ve cezalandırın. Böylece suçların önünü alabiliriz” diyerek iş bölümü ve görevlendirme yapar. Kısa zamanda suçlar önlenir ve suçlular yakalanır.
Evet, küçük günahları ve suçları önemsemezseniz büyüklerine kapı açarsınız. Bu sebeple işe küçüklerinden başlamak, küçük kusurlardan uzak durmaya çalışmak gerekir. Küçüklerinden kaçan elbette büyüklerinden korunur. Bu sebeple kötülüklere ve suçlara karşı sessiz kalmak o problemin bir parçası olmak demektir.