SİYASET
25.2.2025 21:19

Siyaseti Etkileyen Faktörler

Mehmet Ali Kaya
Mehmet ALİ KAYA
Siyaseti Etkileyen Faktörler

Kur’an’ın beşere getirdiği hürriyet, şura prensipleri ve adalet ile ferdin hukuku ön plana çıkarılır ve batı demokrasisine ilave edilirse, harici cereyanı da kendisine şuursuz bir alet edebilir. Böylece Kur’an’ı kavi bir hadime emanet eder, himayesine davet eder, Kur’an’a hürmetini ve muhabbetini de gösterir.

Günümüzün siyaseti çoğunluğun istirahati için ekallin rahatını feda eder. Belki ve bilakis zalim olan küçücük bir azınlık ekser avamı ve halkı kurban eder. Kur’an’ın adaleti ise tek masumun hayatını ve kanını değil ekseriyete, umum insanlığa da feda edemez.  “Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde fesat çıkarmamış birisini öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir”  ayeti ile bir masumun hakkını bütün halk için ve bütün insanların selameti için de olsa, rızasını almadan feda etmez. “Hak haktır, büyüklüğüne, küçüklüğüne bakılmaz” der. Kur’an’ın nazarında ferdin hukuku ön plandadır. Adalet-i mahzasının gereği budur.  

Siyaset ise, adalet-i izafiyeye göre hükmeder. Toplumun selameti için ferdi feda eder. Devletin ve milletin menfaati için ferdin hukukunu nazara almaz. Yani ehven-i şer ile hükmeder.  Bunun için siyasette hayr-ı mutlak olmaz ve tam adil olamaz.

Siyaset fertlerin yaptığı ve fikirleri, hevesleri ile yürüttüğü bir şeydir. Bilhassa hodgam ve bencil insanlar, enaniyetli reisler, hırs ve heves yolunda pek çok insanın hukukunu çiğner. Can ve kan kaybına önem vermez. Hevesine mani olan her şeyi yıkmayı ve harap etmeyi göze alır. “Harap eder dünyayı, imha eder beni âdemi”  İşin içerisine inat da girerse o zaman durum daha vahim bir hal alır. Çünkü insanın işi budur ki, “şeytan birine yardım ederse, melekler rahmeti okutur. Muhalif tarafta melek görse onu libasını değiştirmiş şeytan zanneder, ona adavet ve lanet eder.”  Bu da siyasetin kötü bir neticesidir.

Şayet siyaset ve siyasiler menfaati esas alır, menfaat üzerine dönerse o zaman siyaset canavarlaşır. Böyle aç canavara karşı sevgi gösterisi ve muhabbet ise merhametini değil, iştahını açar.   İşte böyle siyaset tamamen beşeridir, tüm kötülüklerin membaıdır. Şeytandan istiaze edildiği gibi ondan da Allah’a sığınmalıdır.  

Bütün bunlarla beraber siyaset Kur’anın emrettiği şekilde adalete, hakka ve hakkaniyete hizmet etmelidir. Peki, bunu Kur’an ve Sünnetten çıkararak İslamlara ve insanlara kim ders verecek ve kim denetleyecektir? İşte burada İslam bilginlerinin, mücedditlerin ve bilhassa asrımızda Bediüzzaman’ın görevi ortaya çıkmaktadır.

Bediüzzaman’a sorarlar: “Neden ulvi hakikat-i diniye ile beraber bazı mesâil-i siyasiyeyi kitaplarında derc ediyorsun? Cevap verir: “Çocuğa ilaç içirmek için şekerleme gösterilir. O da ağzını açar, ilaç, o vasıta ile içirilir. Efkar-ı âmmede siyaset için ağzını açmış. Ben de tiryakı içirmek için siyaseti de zikrettim.  

Yine Bediüzzaman Münazarat için “Reçeteü’l - Avam” diyerek tüm milletvekillerinin okumasını istemiştir. “Şu kitap, sorulan suallere cevap mahiyetindedir. Hem de siyaset tabiplerine teşhis-i illete dair hizmet ile muvazzaftır”  diyerek bu hakikati ifade etmiştir.

Müslümanların siyasi düşüncelerinin de İslam’dan çıkması gerektiğini belirten Bediüzzaman, İstanbul siyasetinin İspanyol nezlesi gibi bulaşıcı olduğunu, Avrupa’nın üflemesiyle ve telkiniyle olduğundan birleştirici ve bütünleştirici olacağına, bölücülüğe sebebiyet verdiğini belirtir.

Dışarıdan gelen siyasi cereyan ise, ya müspet, ya menfi olur. Menfi olursa, harf gibi başkasının menfaatine hizmet eder. İyi niyetle o cereyanlara girmenin faydası olmaz. Çünkü ihtiyar selbolur. Müspet ise, isim gibi kendine hizmet eder. Ama bu da dolayısıyla başkalarına hizmet edebilir. Çünkü ihtilafları körükleyerek tevhid-i kulüb yerine tefrik-i kulübe sebep oluyor. O zaman da birleşme noktası değil vatanda, küre-i arzda dahi bulunmuyor. Öyle ise bu müspet cereyanı Kur’an’a sahip çıkarmalı. Kur’an’ın muhafazasına hizmet ettirmelidir. Kur’an’ın muhafazasına az ve zayıf olanlar da Kur’an’ın muhafazası için onu kuvvetli ele bırakmalıdırlar. Çünkü zayıf kendini kurtarmak için Kur’an’ı siper etse, kendisi ile beraber yere düşmesine sebep olur. Zira ki din, dahilde menfi bir tarzda istimal edilmez.

“31 Mart olayı” göstermiştir ki, Osmanlı’da Sultan Abdülhamit döneminde ve İslam terbiyesinin şimdikinden çok çok iyi olduğu bir dönemde ve en ehven suretinde bile müthiş bir netice verdi... İslam zararlı çıkı...

Dâhilde müspet şeklini giyen ve dışarıdan gelmiş olan meşrutiyet, hürriyeti demokrasi ve cumhuriyet namındaki siyasi cereyen dahilde muvafık şeklini giyer. İsim gibi kendine hizmet eder. Hareketi de kendinedir. İkinci derece haricin menfaatindir.

Yani demokrasi bize lazımdır, başkaları istiyor diye değil, bize lazım olduğu için gereklidir. Başkalarına olan faydası da bize zararlı olmaz. Çünkü, “Lazım-ı mezhep mezhep değildir” yani, bir mezheb için lazım olan şey, mezhebin kendisi sayılmaz. Meşrutiyet ve demokrasi döneminde meydana gelen her şey, meşrutiyetin lazımı olmadığından, meşrutiyet onun ile muaheze edilmez ve suçlanmaz.

Kur’an’ın beşere getirdiği hürriyet, şura prensipleri ve adalet ile ferdin hukuku ön plana çıkarılır ve batı demokrasisine ilave edilirse, harici cereyanı da kendisine şuursuz bir alet edebilir. Böylece Kur’an’ı kavi bir hadime emanet eder, himayesine davet eder, Kur’an’a hürmetini ve muhabbetini de gösterir.

Dine hizmeti de dini vazifeleri ihtar etmek, iltizama teşvik etmek ve dine imale ettirmek ile en güzel şekilde yapmış olur.  Dine hizmet ilimle, imanın inkişafı ve ilmin, ahlakın tekâmülü ile olur. Bunu Din görevlileri, din dersi öğretmenleri, vaizler, müftüler, Diyanet Camiası ve gönüllü olarak tüm Müslümanlar yapmalıdır.

Dine hizmette her yerde ve herkese ihtiyaç vardır. Bu vazife öğrenme ve öğretme, öğrendiği ile amel etme boyutlarıyla herkesin vazifesidir. Hiçbir kuruma veya şahsa ihale edilerek sorumluluktan kurtulma çaresi yoktur. Öyle ise dine herkes ve her kurum sahip çıkmalı, ama her kurum dünyevi vazifelerde ihtisasın gereği ne ise onu yapmalıdır.

İşte din ve siyaset burada barışırlar. Din görevini yapar siyasilere yol gösterir, adalete, hürriyet ve hakkaniyete hizmet eder. Siyasiler de dinin ve din adamlarının uyarılarına kulak vererek adaletten ayrılmamaya, siyaseti Allah için yapmaya, insanlara hizmeti esas almaya ve siyaseti menfaat aracı ve zulüm kaynağı yapmamaya çalışır.

Youtube Kanalıma Abone Olun!

Düzenli olarak paylaştığımız videoları kaçırmayın.

Abone Ol